Kalp Zikirle Can Bulur

Sol yanımızda öyle bir parçamız vardırki, o iyi olduğunda azalar da iyi olur; kötü olduğunda diğer azalar da kötü olur. İşlevi böylesine derin olan organ, kalbimizdir. Kalp, insanın  aklettiği, niyet ettiği, karar verdiği  merkezdir. İnsanın iyiliğe yükselmesi veya kötülüğe meyletmesi kalbin amellerindendir. Gözlerdeki hain bir bakışın veya yüzde şefkatli samimi bir tebessümün icra makamı aslında kalptir; azalardeğil. Hülasa kalp manevi dünyamızın en hayati organıdır. Temizlenmediğinde ya da gıdasını almadığında donar, taştan daha sert olur,  hissiz kalır. Kalp katılaştığında ise aslını, nereden geldiğini ve onu kimin yarattığını unutur.

Kalpler Nasıl Taşlaşır?

Hiçbir insan katı kalpli olarak dünyaya gelmez. Yavaş yavaş Allah’tan uzaklaştığı, unuttuğu nispette kalbi katılaşmaya başlar. Bu kalbî bir hastalık olan gaflettir. Gaflet, dünya veya ahiret hayatı için gerekli olan bir şeyin önemini kavrayamamak, önemliyi terk etmek, arzuların peşinde koşmaktır. İbn Ebü’l-Havârî gafleti “en büyük musibet ve kasvet” olarak tanımlar. Ona göre en derin uyku gaflet uykusudur. Gaflet olmasaydı insan nefsinin arzularına kul olmazdı.

Gaflete düşmek başlangıç değil, gelinen sondur. İnsanı bu sona taşıyan kalbinin devası olan amellere sarılmayışındandır. Ölümü hatırlamak ve ibret almak, infak etmek, Kur’an okumak zikretmek, Allah’tan korkmak, dünyaya aşırı bağlanmamak, uzun emel ve arzuların peşinden koşmamak,  ahireti unutmamak gibi salih ameller terk edildiğinde insan gafillerden olur. Tüm bu hakikat bilgilerini unutan insan günahı kerih görmez, hatta günahı günah bilmez ve işlemeye devam eder. Allah’ı unutmanın cezası, Allah’ın da onları unutması olarak karşılık bulur.

Allah’ın Kendilerini Kendilerine Unutturdukları

‘’Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.’’ (Haşr suresi 19)

Allah'ın onları kendilerini unutanlar haline getirmesi ne demektir? Bu söz nefislerini kurtaracak işleri yapamaz ve kendilerine asıl faydalı olacak ilmi işitemez  hale gelişlerini ifade eder. İnsan-ı kâmil potansiyeli zelil edildiğinden şahsiyetler çürütülmüştür. Artık ahirette kendilerini azaptan kurtaracak amellere iltifat etmeyi tercih etmeyeceklerdir.

Allah’ı unutanlar yalnız iman etmeyenler değildir. Kur’an’daimanlı ve duası makbul bir âlim olmasına rağmen sonunda azgınlardan olan Bel'am b. Bağura’da bahsedilir. O ki müminlere müthiş bir ibrettir. Bel’am’ın yoldan çıkışını anlatan ayetlerdeki sıralama dikkat çekicidir. Kur’an’da ayetlerimizden sıyrılan, şeytanın takibine uğrayan, sonunda azgın olan şeklinde yoldan çıkışı ifade edilir. Önce ayetlerden sıyrıldı, yani ayetleri hiç okumamış gibi onları terk etti. Bu terk ediş kalbini katılaştırdı. Allah korkusu, akıbet kaygısı, ahiret neticesi kalbinde önemini kaybetti. Dünyasını da ahiretini de kaybeden Bel'am için dilini sarkıtıp soluyan köpek gibidir diyor Allah Teâlâ. Nereden nereye? Âlimlikten azgınlığa!

Kur' an ile bağı olmayan veya bağı kopan şeytanın takibine uğrar. Kur’an okumak böylesi gaflete düşmemek için önemli bir ilaçtır. Nitekim Hz Peygamberin de Kur’an’ı terk edenleri ahirette Allah’a şikâyet edeceği ibret alınacak bir hakikattir: ‘’ Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terk ettiler.’’ (Furkan Suresi 30) Yine Ebu Musa el-Eşari’nin Basralı hafızlara verdiği nasihat hepimize ders niteliği taşır: “Kur’an’ı okuyun. Sakın uzun müddet Kur’an okumayı terk etmeyin. Aksi halde sizden öncekiler gibi sizin de kalbiniz katılaşır.”(Müslim, Zekât 119)

Yine Karun örneği de önemlidir. Kur’an der ki ‘hazinelerinin anahtarlarını güçlü bir topluluk zor taşırdı’. Yani aslında iman etmiş zengin biriydi. Fakat şımardı, malı verenin Allah olduğunu ve fakirlerin bu malda Hakkı olduğunu unuttu. Kazanç ve mal sevgisi içine işledi helak oldu. Belki de Karun'un kendini müstağni görmesi kalbini taşlaştırdı. “Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder." (Alak suresi 6-7) Mal, mülk, saygınlık sevdası aşırıya gittiğinde infak etmek zekât vermek devamlı bir iş olmaktan çıktığında, kalb gaflete düşer ve nimeti vereni unutur. Karun’un başına gelen de bu olsa gerektir.

Kalp Kasveti Ve Gaflete En İyi İlaç

Allah’ı zikretmek, devamlı hatırda tutmaya gayret etmek kalb katılığının ve gafletin devasıdır. Zikir, hatırlamak, zihinde tutmak, yâd etmek, unutmamak ve anmak manasına gelen bir tabirdir. Kur’an’da zikir tabiri 250’den fazla yerde geçer. Zikrin mutlak ve genel manası içine Kur’an okumak, namaz kılmak da girdiği gibi Allah’ı esması ile veya tevhit ile zikretmek de girer. Zikir kalbin canı ruhudur.

Elest bezminde (Araf suresi 172)Rabbi’nin Allah olduğunu onayladıktan sonra dünyaya gelen insan, bu sözünü hatırlamak ve söz verdiği Zata yönelmek ihtiyacındadır. Hatırlamak kalbinin sakinleşmesine huzura kavuşmasına endişelerden kurtulmasına vesile olur. Zikir elest bezmini, Allah'ın varlığını birliğini ölümü ve ahireti hatırlatır.

Zikretmek büyük bir ibadettir. (Ankebut suresi 45) Zira her ibadete bir zaman tayin edilmişken Cenab-ı Hak insana zikr-i daimîyi emretmiştir. ‘Otururken ayakta iken ve yanları üzerine yatarken zikrederler.’ ifadesinde hayatın içindeki tüm hareketlerimiz sayılmıştır. Zikir sayesinde Allah’ı her halinde hatırda tutan mümin günahın zahirini de batınını da bırakır.(En'am suresi 120)

Zikretmek özellikle meşguliyeti çok olan, koşuşturan, başı kalabalık olan insanlar için büyük bir nimettir. Zira böyle insanlar seccadede uzun uzun - isteseler bile- kalamayabilirler, buna vakitleri yoktur. Ama kalben Allah’ı zikretmeye devam ettiklerinde büyük bir müjdenin muhatabı olurlar. “Zikriyle meşgul olup da istemeye vakit bulamayan kimseye isteyenlere verdiğimden daha iyisini veririm.’’ Buyrulur. (Şihab, Müsned 593)

Allah Resulü zikredenleri pek çok hadis-i şeriflerinde sena etmiştir. "Rabbini zikredenle etmeyenin farkı diriyle ölünün farkı gibidir." (Buhari, Daavat 66)

Yine Allah Resulü bir gün ashabına “Müferridler öne geçti’’ buyurmuşlardır. Müferridlerin ne olduğunu ise şöyle izah ederler: "Müferridler Allah’ı zikretmeye düşkün olan kimselerdir. Zikir onların sırtlarındaki günah yüklerini indirdiği için kıyamet günü hafiflemiş olarak gelirler.(Tirmizi, Daavat 128) 

Nasıl ki taş kuvvetle vurmadıktan sonra kırılmazsa kalbin katılığı da kuvvetli bir zikirle vurulmadıkça yumuşamaz. (İbn Ataullah İskender'i ks)  

Haşyetullahtan nasip almamış,  feyz-i ilahinin akmadığı bir kalp, kurumaya başlayan bir kalptir. Zikir, ilahi feyzi taleptir; Feyyaz-ı Mutlak’a yönelmektir. Feyz ve haşyet duygusu kalbi etkiler. Kalp kuruluğunu gidermek için gözyaşı gerekir. Zikir kalpleri yumuşatır ve gözleri yaşartır, imanı kuvvetlendirir. Zikreden bir kalp, Allah korkusu ile titreyen hüzünlenen ve gözleri de ağlatan bir kalptir.

Zikir, Rabbe yönelmektir; O ki kendine yönelene hidayet edeceğini beyan etmiştir.(Rad Suresi 27). Zikir, Rabbin emridir ve uzak kalan için tehlike büyüktür. “Allah’ı hatırlamak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedir.’’(Zümer Suresi 22) 

İman edenlerin kalpleri şöyle tanımlanır: ‘’Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer. Onun ayetleri kendilerine okunduğu Zaman (bu ) onların imanlarını artırır.’’(Enfal Suresi 2) 

Mümin olmak mümin kalınacağı, mümin ölüneceği garantisi vermiyor. Allah müminlerin samimiyetlerine, teslimiyetlerine, O’na yönelmelerine değer verir. Kuru ve hissiz bir kulluk makbul sayılmaz. Öyleyse iman nimetine kavuşanların da kalp kasveti ve gaflete karşı bilinçli, uyanık ve gayretli olmaları önemli bir ameldir. Gafillerden olmamak hem Allah’ın hem Resulü’nün emridir. Bu sebeple Allah’ın bizden gafil olmadığını idrak ederek maneviyat ilaçlarını aramak, bulmak, devam etmek gerekir. Cenab-ı Hak bu konuda bizleri kendine ve ümmete karşı sorumluluğunun şuurunda olan kullarından eylesin. (âmin)

Aslı Erdul 2018 Ekim

'Farkta ol, farkında ol'