Aslı Erdul 2018 Kasım

İzini Yol Edinmek

Suret ve sîret uyumu insan için önemli bir mesele olmalı. Zira bu uyum ve bütünlük bir anlamda insanın kemalinin de birifadesi. İnsan suret bakımından düzgün ve iyi görünmeli; aynı zamanda siret olarak da güzel ahlaklı, iyi niyetli, samimiyetli bir iç dünyaya sahip olmalı.

İnsan basit bir hayat döngüsüne sığamayacak kadar yüksek kapasiteli bir varlıktır. Dış dünyasını imar edebilme aklına sahip olduğu kadar, iç dünyasını saf ve temiz kılabilme potansiyeline de sahiptir. Zira Allah onu en güzel biçimde yaratmıştır. Ancak çoğu insan dışını mamur etmek ile ilgili sığ bir çaba içinde kalabilir. Surette nasıl görünmek istiyorsa davranışsal olarak da bir takım eğitimlerle bunu destekleyebilir. Öfke kontrolü, etkili sunum teknikleri, hayatla iletişim, beden dili gibi. Bu eğitimler bir elmanın yarısı misali insanı geliştiren bir yöne sahip olsalar da, yalnızca dışa çeki düzen verir. Diğer yarıya ait olan içsel değişim ve dönüşümü ıskalar, gerçek iyiliğe ermeye, kemali bulmaya kılavuzluk edemezler. Fakat insanlara maske giymeyi öğretirler.

Dıştan alım eğitimlerle –mış gibi göründüklerinde; aslında göründükleri kalitede insan olamadıklarından ruhları hamlıktan kurtulamamış olur. Başarılı insanların dışsal taklitlerinden kendilerine ders notu çıkaranların, ahlaki boyutta çölleşmiş ve kemale ermeye uzak bir ruh dünyası içinde olduklarını görmek zor değil. Yanlış taklitler insanın, gerçek kapasite ve potansiyelini ortaya çıkaramıyor. Onları sadece klonluyor. Bu nedenle gerçek insanın niteliklerini iyi bilmek gerekiyor. Esas taklit edilecek içi ve dışı ile iyinin timsali olabilen gerçek insanı. İçsel ve dışsal değişim ve dönüşümü başarabilmiş, Rabbinin terbiye ettiği insanı bulmak gerek. Ki hem inanç dünyası saf kalabilsin, din diye ortaya atılan yalanlar fark edilebilsin, hem de halis dindarlığa, toplumsal düzene barışabirey planında katkı sağlanabilsin.

 

Taklit Edilmeye En Layık Örnek

İyiliği ve güzel ahlakı Rabbimiz (cc) tarafından tescil edilen yegâne insan, Hz Muhammed’den başkası değildir. Hz Muhammed (sav) , kâinatınefendisi, insanlığın önderi olan örnek insandır. HakTeâlâ ‘’O iyi bir dindardır, O’nun gibi dindar’’ olun demez, O’nda güzel bir örnek vardır der. "Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin." (Kalem 4)"Ant olsun, Allah'ın resulünde sizin için… Güzel bir örnek vardır." (Azhab 21)Hayatın her alanı için güzel bir örnek vardır. Hz Muhammed söz, fiil ve takrirlerinde ilahi bir yönlendirmeye tabidir. ‘’O Peygamber hevasından konuşmaz. O'nun bildirdikleri, kendisine vahyedilen bir vahiyden başkası değildir ‘’ (Necm Suresi 4)Herhangi bir hatası vahiyle düzeltilen tek insandır. (Ahzâb Suresi 37),

O’nun sünneti seniyyesi dinin halis bir şekilde yaşanmasına imkân verdiği gibi, sünnete uygun hayat yaşayanların (içsel ve dışsal) bir bütün olarak kemale ermelerine sebep olur. Orijinal olabilmek buradadır.

Peygamber’in (sav.) sünnetine dayanan dindarlık, kişinin iç bütünlük ve tutarlılık içinde olmasını gerektirir. Nebevî sünnet, hukuktan önce iman ve ahlâk temellidir. Peygamber Efendimiz (sav.) doğruyu alışkanlık edinmenin, Allah’a ve ahiret gününe iman etmenin gereği olduğunu, ahlâkî bir prensibe sadık kalmadıkça kişinin iman etmiş sayılamayacağını, selâmlaşma gibi bir nezaket kuralını ve inananları sevmeyi bile imanla birlikte zikreder. Dünya hayatına verilecek değeri sadelikle izah ederken bunu iman sahasına içine alır.’’Duymuyor musunuz? ‘’Duymuyor musunuz?” dedi. Sonra yine iki kez buyurdu ki: Sadelik imandandır, sadelik imandandır.” (Ebû Davud, Kitabu’t-Terhil, 1; İbnMace, Kitabü’z-Zühd, 4).

Allah'ın velî kullarından olan Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (k.s) şöyle der: “Allah'ı sevmenin alâmeti¸ Kur'an'ı sevip anlamaktır. Kur'an'ı sevmenin alâmeti¸ Resulullah Efendimizi sevmektir. Resulullah'ı sevmenin alâmeti¸ onun sünnetini severek yerine getirmektir.’’

Sünnet, Kur’an’ı açıklayıcıdır. Kur’an’da kapalı olan ahkâmı sünnet tefsir etmiştir. Müslüman sünnetten müstağnî kalamaz. Hz. Muhammed bizi bu konuda asırlar evvel uyarmıştır. “Sakın sizden birinize, rahat koltuğuna oturmuş vaziyette, benim emrettiklerimden bir emir veya nehyettiklerimden bir nehiy ulaştığı zaman, “böyle bir şey bilmiyorum, biz Allah’ın kitabında ne bulursak ona tabi oluruz,“ derken rastlamayayım (Ebu Davut, sünne, 1.(V,12)

Hz. Mevlana şu beyitleri ile veciz bir şekilde sünnetin önemini izhar eder.’’ Sünneti ve topluluğu (sünnet ehlini) bırakan kişi, yırtıcı hayvanlarla dopdolu olan böyle bir yerde kendi kanını dökmez de ne yapar?

Sünnet yoldur, topluluk da yoldaşa benzer. Yolsuz, yoldaşsız oldun mu bu daracık yerde helak oldun gitti." (VI, 503. beyit).

 

Müslüman Kimliğini Kaybetmek

Müslüman kimliği Allahü Teâlâ’nın beyanı ile rol model olan Hz Muhammed’e tabiiyetle edinilir. Peygamber Efendimiz, yalnızca giyim kuşamı veya ibadetlere ait yaşamı ile değil, ahlakı, problemleri ele alış şekli, aile efradına davranışları, toplumu dönüştüren eğitim şekli kısacası sosyal ve toplumsal ahlakı ile bir bütün olarak rehber edinilmelidir. Sünnete uymak demek, O'nun şefkatini, merhametini, affediciliğini, müsamahasını, kolaylaştırıcılığını, yardımseverliğini, alçakgönüllülüğünü, dürüstlüğünü, sözüne sadakatini, hilmini, cesaretini, cömertliğini, iktisadını, dünyanın geçici menfaatlerine değer vermeyişini, zühdünü, şükrünü, sabrını, azmini, sebatını, tevekkülünü, teslimiyetini, cana yakınlığını, tatlı dilliliğini, inceliğini, zarafetini, hayâsını, temizliğini, vakarını, izzetini, teennisini, yiğitliğini, emanete riayetini, elhasıl sayamadığımız bütün güzel hasletlerini içimize sindirip karakter haline getirmeyi hayat gayesi edinmek demektir.

O’nun bu yönü göz ardı edildiğinde sünnetin hayata akseden pratiğini kaybetmiş oluruz. Belki O’nun gibi görünen, giyinen lakin ahlakının timsali olamayan bir insan olabiliriz. Yahut da O’nun suretini değil ibadetini örnek alıp dışı ile içi uyumsuz, görüldüğünde Allah’ı hatırlatmayan insanlar olabiliriz. Oysa Peygamberimiz Allah’ın veli kulunu tarif ederken görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar buyurur. Ne dış görünüş ne iç dünya birbirinden ayrılmayacak şekilde sünnete ittiba etme hedefte olmalıdır.

Sünnetten uzaklaşma insanın özüne, fıtratına yabancılaşma değerden düşmedir. "Ümmetimin değerden düşmesi, bozgunluğa düştüğü, bozulduğu zaman olur; ancak ümmetimin bozgunluğa düştüğü zaman benim sünnetime sarılan değerden düşmez, bozulmaz; hem de ona yüz bin şehidin sevabı verilir"  (Deylemî, Musned, IV, 198; Elbânî, Silsile, h.no: 326) 

Bu yabancılaşma surette kalmaz, iç dünyayı da parçalayacak şekilde dinin elden çıkması ile sonuç bulur. ‘Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lifko– pup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar” (Dârimî,   Mukaddime   16)

Sünnete Uymada Sahabe Hassasiyeti

Abdullah b. Mugaffel’in, taş ile kuş avlayan bir kimseye Resûlullah’ın (s.a.s.) “Bu avı vurmaz. Düşmanı da öldürmez. Sadece diş kırar göz çıkartır.” hadisini hatırlattıktan sonra bu kişinin aynı şeyi yapmaya devam ettiğini görünce ona kızarak; “Ben sana Resûlullah’ın hadisini haber veriyorum, sen ise taş atmaya devam ediyorsun. Bundan sonra seninle asla konuşmayacağım.”( el-Buhârî, Sahih, Zebâih, 5)vSünneti ciddiye alışın onu diri tutmaya çalışmanın keskin sözlerini söyleyen bir müminin halidir bu örnek.

Cahiliye devri bir dönemdi ve kapandı diyebilir miyiz? Cahiliye devrinin yaşam şekli kötü alışkanlıkları hala kol geziyor. Bu nedenle sünneti ihyaya çalışmak orijinal bir kimliğe kavuşma anlamı taşıyacağından çok kutsal bir iştir. Ve bu gayrette olanlar hidayet yolunda bir tabela gibi yol gösterir. Mehdi bekleyenler değil. Mehdiyi meskenette kurtulup, sünnetin ihyasına çalışarak beklemek lazımdır. Sünnet var oldukça Peygamber Efendimiz (sav.) içimizde olacaktır. Sünnet ortadan kalkmaya başladığında ise ne Kur’an doğru anlaşılabilecek ne İslam doğru yaşanılabilecek ne de toplumsal huzur sağlanabilecektir. Huzur, Allah’ın doğruluğunu ahlakını iyiye ve iyiliğe örnek olduğunu tescil ettiği Resul’un (sav.) yolundadır. Hikmet de buradadır güven de barış da. Ne mutlu sünnetin önemini kavrayabilene, ne mutlu O’nu sevene ve ne mutlu O’nun gibi olana.

'Farkta ol, farkında ol'