Aldananlar Aslında (Kendilerini ) Aldatmışlardır

Aslı Erdul

Dünya hayatı sınırlı bir  vakte kadar  terminaldir tüm zîruha.Her insan doğar, ömrü kadar faydalanır ve sessizce çıkar bu dünyadan.Hepimiz için işleyen bir kum saati vardır ve süresini de tahmin edemeyiz. Buna rağmen insanlar,  bir ömre sığmayacak arzular ve emeller içindedir.

Ölümü yok sayarak hayatını istek ve arzuları doğrultusunda yaşamaya çalışanlara Hz Peygamber şu ikazı yapar:

Hz Enes (ra)’dan rivayetle: ‘’Hz Peygamber (sav) yere bir takım çizgiler çizdi.Sonra da çizgileri göstererek buyurdu:’’Bunlar insanın istek ve arzuları şu da onun ecelidir.İnsan hayal içinde yaşayıp giderken bir de bakar ki en yakın ölüm çizgisi karşısına çıkıvermiş.’’(Buhari, Rikak 4)

Hayal içinde yaşayıp gitmek ne demektir; bunun üzerinde düşünmek gerek.Hayal içinde bir yaşam sürmek aldanmaktır.Hem aldanmaktır  hem de aslında aldatmaktır.Nefis dediğimiz insanın hevası , kötülüğe meyilli tarafı,  onu arzuları peşine ısrarlı isteklerle sürükler ve bu isteklere insan kapılır, sonuçta da aldanır.Aynı zamanda aldanırken kendisini aldatmak da zorundadır.Hakikati yok sayarak.Bir gün ölüm ile yüz yüze geleceği, ölümden sonra kendisine verilen hayat nimeti dahil iğneden ipliğe her şeyden hatta niyetlerinden dahi sorguya çekileceği gerçeğini unutarak.

Aldanmak bir iman zaafiyeti, imanın tüm şartları ile yaşanılan bir bütünsel sorun.Allah’ın, meleklerin , kitapların , peygamberlerin , hayır ve şerrin Allah’tan geldiğinin , ahiret gününün varlığı  konusunda zayıf bir inanca sahip olmak. İman zaafiyeti sermaye olarak verilmiş ve her nefes azalan bir ömrün en doğru nasıl yaşanılması gerektiğine dair cevapsız kalmaktır. Bu  cevapsızlık insanı huzursuzluğa , ümitsizliğe ve anlamsızlığa sürükler.Zira iman zaafiyeti yanında bir de insanı tesiri altına güçlü odaklar vardır.Dünya , nefis, şeytan , diğer insanlar.Bu saptırıcılar hakikatle tanışmamış, imanın tüm maddeleri ile güçlü bir bağ kuramamış , herkesi aynı nakaratlarla kendi kara deliklerine çekerler.

Aslında aldanmak orijinal davranışlar sergilemek değil sürü psikolojisinin gereğini yerine getirmektir.Her eğlence düşkünü, her dünya sevdalısı, her nefsinin zebunu olmuş kişi aynı noktalarda aynı işleri yaparak diğer insanlar gibi davranırlar.Ancak kuvvetli bir iman insanı erdemli ve yüksek sorumluluk duygusu ile amel işlemeye yönlendirir.Bu yolda zorluklara maruz kalınsa iman kalkanı Allah’ın rızası dışında yaşamaktan onu korur.İyinin , iyiliğin peşini bıraktırmaz.

Peygamber Efendimiz (sav) akıllı insanı şöyle tarif ediyor: ‘’Akıllı kişi nefsini kontrol altında tutan ve ölümden sonrası için amel işleyendir. ‘’(Tirmizi , Kıyamet 25)

Acizlik nefsin esiri olarak yaşamaktır.İnsanın aklını ne oranda doğru kullandığı ancak ahiret gününde ortaya çıkacak bir durumdur. Allah Rasulu İşlerin asıl değeri sonuçlarına göre ölçülür  (Buhari Kader 5;Rikak 33) buyurur.Önemli olan bu hayatı, ahiret hayatının güzel sonuçlarını elde edebileceğimiz şekilde harcamaktır.

İslam,  insana bu dünyada en doğru bir biçimde nasıl yaşayacağının yollarını gösterir. Zira dünya hayatı çok süslü çok cazibelidir.Tehlikelerinin ve fırsatlarının öğrenilmesi gerekir.

‘’Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.’’(Al-i İmran Suressi 185)

Dünya hayatı bir metadır.Yani bir ticaret malı gibi , bir eşya gibidir.Nasıl elimizin altında kullandığımız eşyalarımız vardır.Giyim eşyaları,  veya ev eşyaları.Örneğin  ,kürek , fırça, masa, sandalye vb gibi  bizler bu tür eşyalarla sevgi ve bağlılık kurmayız.Kayıbı bizi ağlatmaz, sarsmaz.Cenab-ı Hak (cc) dünyanın sunduğu tüm nimetlere karşı böyle bir duruş edinmemizi, dünyayı kalbimizde değil elimizde taşımamızı, bize öğütlemektedir.

Bazı insanlar vardır aslında fakirdir elinde bir dünyalığı yoktur.Fakat başkalarının ellerinde gördüğü nimetleri öyle hırs ile temenni ederler ki kalpleri bu dünyalığın sevgisi ile dolmuştur.Belki gerçek materyalistler bu tür insanlar olabilir.Bazı insanlar da vardır ki elinde dünyalık olmasına rağmen  bunu ihtiyacı olan insanlarla paylaşırlar.Allah verdi ve bir gün geri alacaktır.Bir hadiste fakirlerin zenginlerden beş yüz yıl önce cennete girecekleri bildirilmiştir.Allahu alem bu zaman farkı zenginlerin mal sorgularının uzaması sebebiyledir.Nereden kazandın; nereye harcadın; neden harcadın ? Mesele bu dünyada zengin olmak değil mesele önce kanaatkar olmak, kuvvetli bir iman sahibi olarak yapılması gerekeni yapmaktır.Hesap bilinci ile hareket edebilmektir.Çok mal çok sorudur.Ancak infak eden doğru yerlere harcayanlar bu işten kurtuluş umabilirler.Hayal içinde hırsına mahkum, dünyaya zebun olanlar değil.

Hz Peygamber dünyada bir yolcu gibi ol diyerek pek çok sahabisine nasihat eylemiş kendisi de bu minvalde bir yaşam sürmüşür.Hz Peygamber’den (sav) biri üzerindeki bir eşyasını istese O (sav) hemen çıkarıp verirdi. Bu ahlak O’nun dünya ile durumuna güzel bir örnektir.Biri çok beğendim hırkanı , saatini verir misin dese tavrımız ne olurdu?

Burada öğrenilmesi gerek iki yönlü  bir övgü vardır.Kanaat sahiplerinin istemeyenlerin sevgisini dahi kaplerine sokmayan fakirlerin övüldüğü ; zenginlerin ise kendilerinden bir şey istendiğinde infak edebilmeleri.

İnsanı yalnız nefsi değil , şeytan dünya diğer insanlar aldatabililer.En büyük kayıp bu yolda giderken ömrün bitmesi insanın ölüp gitmesidir.İnsanın dikkatini duygular ile hırslar ile Allah’ın çok merhametli oluşu ile aldatmaya çalışan odaklara karşın sığınılacak tek liman  İslamın maneviyat kuvvetleri ve bunun uzantısı olan salih amellerdir.Hayallere ,isteklere, arzulara, şehvetlere diğer insanlara rağmen hakikat yolcusu olmayı tercih etmek ve yolda kalmaya çalışmak ömrün kıymetini bilmek zor iştir.Fakat Allah’ın yardımı ve merhameti bu yolda adım atmaya çalışanlaradır.Rabbimiz bizleri hayal içinde yaşayanlardan değil , O’na(cc) doğru yakınlaşmaya vesile olacak amelleri işleyerek adım atanlardan hakikatli bir yaşamı tercih edenlerden eylesin.(amin)

'Farkta ol, farkında ol'