KÜRESEL VESVESE

  Size tuhaf bir hikâye anlatayım. Oldukça tanıdık gelecek... Gizem dolu, bir o kadar da aşikâr… Geçtiği yer, sonsuz uzayda mütevazı bir galaksi: Samanyolu... Şimdi biraz yaklaşıp çok ama çok dikkatli bakalım, küçücük bir nokta: Güneş Sistemi… 

  İşte buraya kadar her şey mükemmel. Tek bir hata, tek bir aksaklık göremezsiniz. Yıldızının etrafında, olması gereken uzaklıkta ve olması gereken hızda dönen sekiz uslu gezegen. En popüler olanı da, Küçük Mavi Gezegen. Evet; masmavi, huzur rengi, baktıkça bakasınız gelir. Bu sakinliği sevdiyseniz, daha fazla yaklaşmanızı tavsiye etmem. Çünkü bu uzaktan huzur veren gezegenin sakinleri pek de sakin sayılmazlar. Kâinatın en huzursuzları onlar. En ufak bir tehdit, sıkıntı hissetmeye görsünler; evreni yakarlar.

  İşte hikâyemiz tam da burada başlıyor. O sonsuz büyüklükte ki evrende küçücük, göremeyecekleri kadar küçük, bir şey tehdit etti insanoğlunu: bir virüs. İnsan bu; bir damla kan, bin bir endişe… Hemen panik olmalı, suçluyu bulmalı, tüm sorularına tez cevap almalıydı. Ne olursa olsun, tekrar kendini güvende hissetmeliydi; sanki daha önce hiç güvende olmuş gibi… Bunun için de ne gerekirse feda edilebilirdi: diğer insanları, toplumları, hatta akıl ve mantığı.

   Evet, iradesini aşan bir şeyle karşılaşınca buna tüm varlığıyla itiraz eder çoğu insan. Öyle ki, gerçeği yok saymak için akla ziyan fikirlere bürünür de farkına bile varmaz. Yeter ki acizliğine başkaldırabilsin, kontrolü elinde hissetsin.

       İşte bu küçük tehdide de böyle tepki verdi insan doğası; sanki her şeyi biliyor ve anlıyormuş gibi davranarak. Oysa bilmek diye bir şey olamazdı bir bildiren olmadıkça. Bildiren de yalnız O’na kulak verene bildirirdi. Tabi şu insanlar âleminde kulak vereni ara ki bulasın…

Semptomlar: Fısıltılar Duymak

  Herkes kendi kaderini çizmeye kalktı önce. Yazılan çizilen hangi senaryoya inanmalıydı? Hangisi daha iyi hissettiriyorsa ona tabi. Çoğunluğun tercihi ve en kullanışlı olanla başlayalım: Bir gün her şeyden habersiz bir yarasacık çekik gözlü bir dostumuzun çorbasında buluverdi kendini. Çekik gözlü dostumuz acıkmıştı, ne yapsındı? E yarasacıkta da virüs vardı, peki o ne yapsındı? Eh madem yarasadan bulaşıyor, ‘Zavallı Çinliler!’ değil mi? Zavallı dediysek, fazla da yaklaşmasınlar hani. Durup dururken ırkçı yapmasınlar diğerlerini. Sonuçta onlar henüz güvende… Derken, o da ne? Yarasanın adını bile anmayanlara da bulaşmasın mı? Eyvah! Bu işin tadı iyice kaçmaya başlamıştı şimdi… 

  O zaman acil yeni senaryolar üretmeliydi. Her felakette ilk akıllarına gelen fikre koştular hemen: “AMERİKA’NIN OYUNU!”  Hani şu bir düğmeye basıp depremler üreten, bombalar yağdıran, uzayın bile fatihi Amerika. Şu Amerika’nın gücü yetmeyecek tek bir şey söyleyin desek, “Haşa!” diyecekler utanmasalar. “Peki ya ‘izin verici’ izin vermezse?” diye düşünmeyecekler. Zaten insanoğlu böyle durumlarda düşünmeyi pek sevmez. Önemli olan mücadele edebilecekleri bir rakip seçmek çünkü. Yarasa kolay lokma olurdu ama kısmet değilmiş. “O zaman tehdit en azından bizimle eşit güçte olsun, yine insanlar olsun!” dediler. Tabi, kim ister ‘ tüm güçlerin sahibi’ ile yüzleşmeyi? Eğer Amerika ise bu virüsün anası, dilinden de anlar değil mi? Çin’i, Avrupa’yı yeterince yıpratıp, istediği siyasi ve ekonomik düzenlemeleri yapar yapmaz çoktan hazır olan tedaviyi salıverir piyasaya. Gördünüz mü? İnsanoğlu yine çözüverdi işi ve hemen öngörüverdi bu işin sonunu.

  Gelin görün ki fısıldayan fısıldamaya devam etti insanların kulağına… Ve tabi insanlar da kulaklarını bu fısıltılarla doldurmaya. Muhtemelen bu kez, kendilerini gereğinden fazla kaptırarak izledikleri filmlere borçluyuz bu parlak fikri: Dev proje! DÜNYA ÇAPINDA BİR SOSYAL DENEY! Amaç? Tabi ki “Dijital Dünyaya Entegre Olmak!”. Temassız ödemeler, video görüşmeler, uzaktan eğitimler, robot garsonlar… Hatta çipli, hacklenebilir insanlar! Oldukça renkli değil mi? Tam bizim çekik gözlü dostlarımıza yaraşır bir proje. İnsanın acilen bu fikre kapılıp, bu çok gizli amacı sezdiği için kendini dahi ilan edesi gelir. Filmlerdeki o güzel/yakışıklı başrol oyuncularından neyi eksik bu haberi okuyan milyonlarca sıradan insanın? Her biri en az onlar kadar özel ve zeki tabi. İyi güzel de gezegenin tamamını deney grubu yapmak biraz iddialı değil mi? Ayrıca kontrol grubu nerede? Diğer gezegenlerde mi? Ardında soru işaretleri bıraksa da baya eğlendirdi insanoğlunu bu fikir. “En iyisi biz buna da biraz inanalım.” dediler. Ama farklı fısıltılara kulak vermeye de devam tabi. 

  Mesela Çin’ de başka ilginç şeyler de oluyormuş. Kaybolan gazeteciler, tedavi bulma potansiyeli olan ama ölen doktorlar; hastalığı taşıma ihtimaline göre kırmızı, yeşil, sarı renklerle kodlanan Çinli vatandaşlar… Yine her şey çok açık anlayacağınız ve süper zeki insanoğlundan kaçmaz: İstenmeyen kişilerin saf dışı bırakılmasından başka bir şey olamaz bu! 

  Hazır bu kadar kontrolü ele almışken fısıldayan, dozu daha da arttırmaz mı? Öyle yaptı tabi. Kaynaklarının hızla tükenmekte olduğuna inanılan dünyada, tamamı yaşlı ve kronik hastaları etkileyen toplu ölümler…  Bu işi o gürültülü mekanik silahlarla yapmak çok zahmetli olurdu tabi… Virüs ise oldukça sessiz bir silah. Hadi bakalım, biraz da bununla debelensin insanoğlu. 

  Hatta artık yalnızca virüse yakalanmaktan korkmasın, bulunacak olan tedaviden de korksun. Malum, söylentilere göre aşı diye enjekte edilecek olan şey; aslında aşı değil, çok gizli emellermiş. Prospektüsüne de yazarlar değil mi? Yan etkiler: kaşıntı, döküntü, kısırlık… Durum bu iken insanoğlu huzursuz olmasın da kim olsun?  O korkmasın da kim korksun? Gizli planlar, çöken sağlık sistemleri, çöken ekonomiler, algı operasyonları… Tehlikenin hangi biriyle mücadele etsin? 

  O zaman, şimdi asıl meseleye gelelim: Gerçek tehlike sahiden virüs mü, yoksa korkusu mu? Her yıl herkesi ziyaret etmeyi ihmal etmeyen gribin bile daha ölümcül olduğu bilinirken nedir bu şamata? O küçük, benekli şeye tüm dünyayı eve kapattığını ve insanların burnunu bile dışarı çıkaramadığını söylesek, çok gülmez miydi? Önlem almanın komik bir yanı yok tabi. Asıl komik olan ne biliyor musunuz? Sadece bedenlerin değil, zihinlerin de karantinada olması…

Teşhis: Küresel Vesvese 

  Artık rahatla insanoğlu! Hepiniz çoktan enfekte oldunuz zaten! Belirtileri şunlar: çok korkmak, evde çok sıkılmak, evde çok kilo almak, takıntılı hale gelmek, çok haber izlemek ve gerçeği yalanı ayırt edemez hale gelmek… Daha onlarca sayılabilir ama biz en önemli belirtiye gelelim: Çok ama çok düşünmek. Şu sıralar günde kaç saatinizi bu yeni moda ‘virüs tefekkürü’ ile geçiriyorsunuz? Duyduklarınızın ve düşündüklerinizin ne kadarı doğru? En son ne zaman gerçekten faydalı bir şeye kafa yordunuz? Ya da en son ne zaman üretken oldunuz? Hatırlayıp cevap verebilmeniz biraz zaman alacak değil mi? O zaman hepinize geçmiş olsun dünyalılar! ‘KÜRESEL VESVESE’ hastalığına yakalandınız!

Şifa: Tam Teslimiyet

  Hemen tedavinize başlayalım. Öncelikle arkanıza yaslanın. İşi, bilim insanlarına ve yöneticilere bırakın. Bu bilmeceyi siz çözmek zorunda değilsiniz. Çözemezsiniz de. Doğru bilgiye ulaşmak elbette hakkınız ama duyduğunuz fısıltıların yüzde kaçı gerçeklerle ilişkili? Diyelim ki içlerinden biri doğru; ne yapacaksınız? Siz dünyayı kurtarabilecek misiniz? Değdi mi kafanızın içindeki cümbüşe? Unutmayın; bu kez soyluların da, zenginlerin de eli kolu bağlı. Her çırpınma acziyetin yeni bir belgesi değil de ne? ‘Tüm bu gürültüyü fısıldayan, zihninizi felç eden kim?’ düşünün. Kendinize bir sorun: ‘İç dünyanız bu fısıltılarla meşgulken aslında nelerden mahrum bırakılıyorsunuz?’.  Susturun artık hepsini!

  Şimdi diyorsunuz ki: “Bunca hesap, bunca tahlil… Hepsini nasıl kafamızdan atalım kesin bir cevaba ulaşmadan? Tabi siz de haklısınız. Zihin bu, limon kolonyasıyla kolayca dezenfekte edilemiyor işte. O zaman gelin, kesin olan tek şeye tutunun sıkıca: Bütün hakikatlerin sahibine… Yalnızca O biliyor geçmişin, şimdinin ve geleceğin tüm soru ve cevaplarını. Yalnızca O izin verdiğinde olur olanlar ve yalnızca O engelleyebilir tüm olasılıkları. İhtiyaç hâsıl olmuş olsa gerek, bunu engellemedi. Ve yine ihtiyaç hâsıl olmuş olsa gerek; felaket kapınıza kadar geldi. Adeta ‘zaman içinde zaman’ yarattı Yaradan! Tüm planlarınızı erteledi, tüm meşguliyetleri elinizden aldı. Sizi sizinle baş başa bıraktı. Hepsine son vermeye kadir olan da, merhameti sonsuz olan da O. Ama hala son vermedi işte. Neyi mi bekliyor? Uyanmanızı… Daha çok telaşlanmanızı değil! Sessizliği… Gürültüyü değil! O zaman, şimdi yalnızca O’na yönelin! Bırakın dedektifçilik oynamayı! Sadece içinizdeki bilmeceleri çözün, yeter. İşte ‘Küresel Vesvese’nin tek ve kesin tedavisi!..

photo (18).png

'Farkta ol, farkında ol'