Betül Yazgan Çicek / Mart 2018

SONSUZLUK İKİ DENİZİN BİRLEŞTİĞİ NOKTADA

“Durup dinlenmeyeceğim, iki denizin birleştiği yere varacağım, ya da senelerce yürüyeceğim.” der Musa (as.) Kehf suresinde.

İki denizin birleştiği yerde canlanır balık… İki denizin birleştiği yerde bulur Musa (as.) aradığı rehberin izini. Ve Cenâb-ı Hakk katından kendisine ilim verilmiş kişi ile seyr ü sefer başlar.

İlginçtir her şeyi bir hikmet üzere yaratan Rabbimizin bu suredeki nizamı. Övülmüş gençler olan Ashab-ı Kehf ile başlar hakikate şahitlik, Musa (as.) ve Hızır (as.) kıssası ile devam eder.  Ölümsüzlüğü tatmış gençlerle ölümsüzlüğün diğer adı Hızır (as.) buluşur ayetlerle sabitlenmiş öğütlerde. Bir mesaj gizlenir içine ab-ı hayatın peşindeki gönüller için. Okudukça Hızır (as.) yürür içinizde ayak bastığı her yeri yeşile boyayıp baharlandırarak. Hızır’dan (as.) maksadınız bekabillâh ise ayetlerin en ince noktalarında gizlidir yol haritanız.

İki denizin birleştiği yerdir Hızır (as.)… Zahirî ilimler ile -ki o şeriattır- batınî ilimlerin –ki o ilm-i ledündür- birleştiği yerde hayat bulur ölü canlar ebediyen. Hani demişti ya Musa Peygamber “İki denizin birleştiği yere varacağım!” diye…

 

Her geceni Kadir, her geleni Hızır bil!

“Her geceni kadir, her geleni Hızır bil.” deriz biz de halk dilinde. Bin aydan daha hayırlı bir gece olan Kadir Gecesini ölçü koyarız her geceyi ihya ve amel-i salihe gayret için. Ve kurtarıcıdır Hızır (as.) Allah’ın izniyle… Zor durumlarda ve felaketlerde yardım eder; iyileri mükâfatlandırır, kötüleri cezalandırır Allah’ın emriyle. Bereketi getirir beraberinde. Oturup kalktığı yerler bile yeşerir. Yeşil demektir zaten Hızır… Bir çıkışın, bir kurtuluşun, Allah’tan kula dar vakitte uzanan yardım elinin adıdır. O yüzden her geleni Hızır sayarız biz. Biliriz, inanırız ki her geleni gönderen bizzat Cenab-ı Halık ı Zülcelal’dır.

Yürek ferahlığıdır sonra Hızır darda kalana yetişiveren. Her zorluğun ardından müjdelenen kolaylıktır. Velhasıl Hızır, sade İlyasla birleştiği gün –Hıdrellez-  adıyla dualar edilip gül ağaçlarının altında dilekler dilenen bir kült değil içinde bin bir hakikati barındıran ilm-i ledünün diğer adıdır. Ve insanlığın ölümsüzlük arayışının sembolü, rehberi, yol haritasıdır.

Cezbe Dedikleri…

Yol arayana yollar çok elbette. Musa (as.) da bu yolları kastederek çıkmamış mıydı hakikat yolculuğuna? Fakat yolculuğun da bir hakikati var ki kendi içinde, Musa’nın (as.) Hızır’a (as.) tâbiyetinden de anlaşılacağı üzere rehbersiz olmayışı. Cenab-ı Hakk, yine Kur’an-ı Azimüşşân’da tavsiye etmiyor mu zaten aynı usulü: “…Bilmiyorsanız öğüt veren, kitap tanıyanlara sorunuz.” [1] derken. Hiç bilmediğiniz bir memlekette bir yol gösterene ihtiyaç duymak gibidir marifet yolcusunun bir rehbere ihtiyaç duyması. Çünkü “Üstaz, mürid ile Cenab-ı Allah ve Resulullah arasında yegâne vasıtadır. İlm-i yakîn zevki hâsıl olunca vasıta dahi sükût edip “Lâ mevcude illallah” sırrı zuhûr eder. Nitekim; ‘İzatemme tevhidü zahareti’l cezbetü ve izâ zaharetü’l cezbetü fenâ, masivallahi ve bakiye mâhüve minallâhi teâlâ.’ Yani, tevhid tamam olunca cezbe zuhur eder. Cezbe zuhur edince Allah Teâlâ’dan gayri her şey yok olur. Ancak Allahü Teâlâ’dan olan kalır, buyrulmuştur.”[2] Cezbe dedikleri ise insan-ı kâmilin gönlüne girmekten başkası değildir.

Öyleyse “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”[3] diye sorulduğunda, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın! Senin hiçbir emrine asi olmam!”[4] demeli ki iki denizin birleştiği yere varabilelim.

Yol uzun, şartlar çetin, menzil ise fenâda bekâ bulmak…. Önce yoldaş sonra yol haritası şart!

 

Hızırla Diriliş Dersleri

 

“Bil tarik-i Nakşibendin resmi on bir kelimât

Ben idem tahkik beyânın kalbine versin hayat.”[5]

Hûş-i Derdem, Nazar Ber-kadem, Sefer Der-Vatan, Halvet Der-Encümen, Vukûf-ı Adedî, Vukûf-ı Zamânî, Yâd-ı Kert, Bâzı Keştî, Nigahi Dâşet, Vukûf-ı Kalbî, Yâd-Dâşet… Ölümsüzlüğün keşif sahibi Hızır’ın (as.) dilinden ölümsüzlüğün peşindeki yolculara verilmiş on bir sır...

Bu on bir temrin bir rivayete göre Abdulhalık Gucduvani (ks.) Hazretlerine bizzat Hızır (as.) tarafından talim ettirilmiştir. Tasavvufi lügatte de Hızır mürşidin kendisi kabul edilir ya zaten bu yüzden. Gönül bereketidir Mürşid, “himmet Şeyhim!” dediğinde uzanıveren yardım elidir darda kalan talibe. Bakışıyla çorak gönlü yeşerten, talebenin göremediği hakikatlerin hikmetini bilendir. [6]

Kendini fani edip Hakk’ın varlığında var olmak isteyen talib, sabırla aşkla şevkle düşmelidir yola; sorgulamadan, yargılamadan… Adetten ibadete, ibadetten ubudiyete geçisin anahtarıdır bunlar. Fenâ talimidir; fenâfil ihvan, fenâfişşeyh, fenâfillah makamlarından geçip yoklukta var olmaktır.  Öyle bir yokluk ki yok ola ola Ebedî Var Olan’da (CC.) vâr olunur. Her kim nereden gelip nereye gittiğimizin sırrına ermek isterse tarikata girsin buyuruyor işte bu yüzden bilenler.  

Sonu mutlak olan bu âlemde sonsuzluk yolunun yolcuları olarak talebimiz de muradımız da ölmeden önce ölenlerden olup, kalplerimizin dirilişiyle ölümsüzlüğe ermekse şayet tavsiye edilen her vazifeyi noksansız yerine getirmek düşüyor bizlere de.   Gerek zahirî gerek batınî olsun.

“Bu aşk ile, bu şevk ile hem de cezbe-i Hudâ

Fenâfillah fenâ ile, bekâ billah hem bekâ

Vuslata vuslatla; hem de vahdete vahdet ile

Hüviyyete hüviyetle; sırrı sırda daima”

Sırrına erdirsin Mevlâ cümlemizi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] Nahl 43

[2] Hasan Burkay, Hakikatten Damlalar, sy.24

[3] Kehf 68

[4] Kehf 69

[5] Hasan Burkay, Divan-ı Hüdaverdi, sy. 54

[6] “… Biz ona katımızdan bir bilgi öğretmiştik.” Kehf 65

'Farkta ol, farkında ol'