AKIL VE İMAN – NEFS VE ŞEYTAN

Kıymetli kardeşlerim,

Bu dördün ikisi dost ikisi düşmandır. Bunların her ikisi de insana hükmetme durumundadır. Biz insanlar ya aklın ve imanın etkilerinde kalırız ya da nefsimizin ve şeytanın etkisinde. Malumunuz ki hiç kimse aklın ve imanın etkisinden çıkmak istemez. Hep bu iki melekenin iradesinde kalmayı arzular. Bu iki melekeden zuhura gelenler hayırdır. Ama buna rağmen kul beşerdir şaşar atasözünden de anlaşılacağı gibi zaman zaman aklının ve imanının istemediği, tasvip etmediği yanlışları da yapar. Neden yapar istemediği bu yanlışları insanoğlu? Çünkü aklını, imanını rahmani gıdalarla kuvvetlendirmek yerine nefsini ve şeytanını besleyip kuvvetlendirdiğinden. İşte bütün mesele bu: insanın iki gıdaya ihtiyacı olduğunu bilmek, Allah Teâlâ’nın rızasına uygun hangisine ne kadar gıda verileceğini bilmek.

Şayet nefsini ve şeytanını besliyorsa onları kuvvetlendirip azdırıyorsa, azgınlaştırıyorsa, artık bu kimsenin akıllı, imanlı olması yeterli değildir. Aklı ve imanı tasvip etmemesine rağmen, günaha yönelir yanlışı yapar. Hatta bu kötülüklere vicdanından feryat gelse kâr etmez, sürüklenir gider. Çünkü nefsi ve şeytanı öylesine beslenip azgınlaşmış ki, artık imanını da aklını da dinlemez hâle gelmişlerdir. İman zafiyeti ile âlûde olmuş, dolayısıyla aklı felç olmuş kişiyi sürükleye sürükleye istenmedik yerlere haram olan işlere bulaştırırlar.

Burada anlaşılan şudur: Aklın imanın tasvip etmeyeceği yanlışlıklara düşmemek için nefsi ve şeytanı besleyip de azgınlaştırmamalı, aklı ve imanı da etkisiz hale düşürmemelidir.

Günümüzde maalesef nefis ve şeytanı besleyen ortam oldukça fazladır. Kendi haline bıraktığınız zaman bile nefis ve şeytanının beslenmesi söz konusudur. Buna mani olmak için sizin özel bir gayret sarf etmenize bile gerek yoktur. Hatta okuduğunuz bazı gazete, seyrettiğiniz bazı ekran görüntüleri ve bugünkü yaşam görüntüleri nefsi ve şeytanı beslemek için yeterlidir. Şayet kullanımında sınır koymadığınız bilgisayarınız da varsa onun beslenmesi daha da korkunçtur.

Bir de bakarsınız ki imanından, aklından şüphe etmediğiniz sağlam kimseler bile günahlara maruz kalıp direnememiş, dayanamamış, sürüklenmiştir. Çünkü nefsi beslenmiş, şeytanı kuvvetlenmiştir. Beslenip kuvvetlenen zayıf kalanı yener, boğar, kendisi de isyan bayrağını çeker. Bu nedenle buyrulmuş: “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.”

Büyük terbiyeci İmam Gazali Hazretleri: “Nefis ve şeytan insanın sol elini alır aşağıya doğru çeker, nefsi hâkim kıldırıp imanı yok etmek, insanı hayvanlardan da aşağı yapmak için. İman ve akıl ise insanın sağ elini yukarı doğru çeker meleklerden de üstün olmasına çalışır.” Buyuruyor.

Şayet nefsi ve şeytanı besleme devam eder de aklı ve imanı zayıf bırakma sürdürülürse, akıl ve iman feryat ede ede insanı günahlara, yanlışlara, hatalara ve Allah (CC.) korusun (devam ederse) küfre kadar götürür. Çünkü bu kuvvet meselesi, kim kuvvetleniyorsa, semizleniyorsa o etkisini sürdürecek, hâkimiyetini gösterecektir.

Demek bütün mesele insanın iki kuvvet arasında bulunduğunu bilmek maddi bedenimizin İslami yenilen yemeklerle kaç kalori alacağını bilmek, ruhun kaç kaloriye ihtiyacı var iyice bilmek. Çünkü bunun bir beslenme meselesi olduğunu öğrendik. İman mı, nefis mi? Allah Teâlâ iki öğün yemek, beş öğün huzuruna durmayı emretmiştir. Sade emretmemiş kıvam üzere huzuruna durmamızı istemiş. Ruhun daha çok beslenmeye ihtiyacı olduğunu duyurmuş oluyoruz. Tabi bu hususta yan etkenler de var. Arkadaş mühim. Allah Teâlâ “Salih kişilerle arkadaş olun.” Buyuruyor. İmanına güç verecek, amelini arttıracak, seni iyiye doğru çekecek kimseler. Çevre mühim. Atalarımız, ‘Kişi refikiyle azar.’ Demişler. Ortam ne havada ise insan zaaf gösterip o tarafa doğru kayabiliyor. Okunacak kitaplar, dinlenen radyo, seyredilen televizyon da çok önemli etkenlerden.

Bunlar neyi besliyor, aklı ve imanı mı, yoksa nefsi ve şeytanı mı? Unutmamalı hangisini besliyorsan hayatın onun etkisindedir. Hatta sen istemesen bile Sevgili Din Kardeşim.

'Farkta ol, farkında ol'