Kul olabilmek bir değişim hareketidir. Başı, benliği bırakıp ondan arınma,  devamı ruhen olgunlaşma ve ahlak-ı hamideye erebilme,  nihayeti ise yakin olan bir yolculuktur. Zihniyetlerin değişmesi, kalblerin dirilip ihya olması kolay iş değildir. Ehil bir maneviyat eri ister. İrşada memur olan,  tasarrufu yüksek bir Nebi varisine yani mürşid-i kâmile varmak ister.

Sözleri, hali, tavrı, sükûtu örnekliği ile iliklere kadar işleyen, muhabbet kanalı ile kalpten kalbe yol açan, insanı içten dışa aşk ile tenvir eden bir hakikat eridir kasdedilen. Tıpkı Hasan Burkay Hüdaverdi Hazretleri gibi. Hz. Peygamber’in (sav.) konuşma üslubunda tanımlandığı gibi sünnete ittiba etmiş bir duruşu vardı. Sözü öyle açık ve anlaşılır şekilde ifade ederdi ki her seviyedeki muhatap bu hakikatleri kendi seviyesinden alır, anlardı. O (ks), konuşurken kelimelerini saymak isterseniz sayabilirdiniz; yani tane tane sükûnet ve vakar ile konuşurlardı. Sözü yerinde ve ölçülü söyler, gereksiz tafsilatlara girmez, ancak konuları çok yönlü ele alırlardı. Konuşma hızından ses tonuna, telaffuzundan konuşurken takındığı tavıra kadar dinleyeni kuşatan bir üslubu vardı.

Sözü ve özü tam bir uyum içinde, kasdettiğini yaşayan ve yaşadığını ifade eden bir maneviyat Sultanı idi. Sözlerine daima Allah’ın sözü ve Resulullah’ın (sav.) sözü ile başlar yeri geldikçe tüm maneviyat büyüklerinin hal alınacak kelam-ı kibarlarına da yer verirlerdi. Muhataplarına dinin temeli olan şehadeti, adabın başı olan salâvat-ı şerifeyi ve tecdid-i imanı,  sohbetlerinin girişinde mutlaka terennüm ettirirlerdi. Şeriat vurgusu her sohbetinde öncelikli konu idi. Şefkatli, fasih ve beliğ bir uslup kullanırlardı. Gayet nazik,  müşfik bir kalb, tatlı dil ile hitap eder; ikazlarını incitmeme, gönül kırmama, rencide etmeme temeline dayandırırlardı.

Eleştirilmesi Gereken İnsan Değil Davranıştır!

Yanlışın ifadesinde yanlışı yapan insan ile uğraşılması yerine yanlış olan davranışa dikkat çeker; muhataplarını gıybet gibi son derece kötü olan ahlaklardan sakındırırlardı. Bu hususta şöyle buyurmuşlardır: “Mümin öyle kimsedir ki onun gönlünde kelime-i tevhid (cevheri) vardır. Sen ondaki noksanlara nazar edeceğine o cevhere bak. Bu dünya, dünya sevgisi değil sevgi dünyası olmalıdır. İnsanların iyi tarafı sevilir, kötü tarafının iyi olması için çaba sarf edilir. Bir ömür insanın yetişmesine ancak yeter.” buyurmuşlardır.

Sözü Edeble Söyler, Hitaplardaki Edebi Önemserdi…

Sohbet ederken edeb kaidelerine riayet eder, muhataplarına da mutlaka bu kaideleri öğretirlerdi. Örneğin, “Allahü Teâlâ anılınca ‘celle celalehu’; Peygamber Efendimiz anılınca ‘sallallahu aleyhi vessellem’; peygamberlerden biri anılınca ‘aleyhis selam’; ashabdan bir zat anılınca ‘radiyallahu anh’; evliyaullahtan bir zat anılınca ‘kudise sirruh’; vefat eden bir kimseyi anınca ‘rahmetullahi aleyh’; yanımızda olmayan fakat hayatta olan bir kimseyi andığımızda ‘sellemehullah (Allah yerinde selamet versin)’ denilir buyururlardı. Saygı ifadelerini dil terbiyesi içerisine alırlardı.

Tebliğde Devrin Teknik İmkanlarını Kullanırlardı

Üstazımız Hasan Burkay(k.s), ilahi hakikatleri devrin teknik imkanlarından faydalanarak ifade etmeye de önem vermişlerdir. “Bizler bile internetten bir kanal ayırdık, dilimiz döndüğü nisbette peyder pey sohbet, sual cevap gibi faaliyetlerle dünyaya faydalı olmaya çalışıyoruz. Öyleyse mesajına güvenenler kendilerine sınır çizemezler. Kapalı kapılar arkasında tutmak manasına gelen bir darlık ve tutuculuk içinde olamazlar.’’ buyurarak İslam’a hizmetin hem önemini hem devrin imkanlarından faydalanmanın zaruretini ifade etmişlerdir. Radyo ve televizyon programlarına konuk olduğu sohbet kayıtları mevcuttur. Ayrıca Üstazın basılı yayınları, görsel video sohbetleri bugüne olduğu kadar yarına da ışık tutan pek çok meseleye dair ölümsüz cevaplar ihtiva eden bir nitelik taşır. Devrin ihtiyacını gözeterek her akla ve yaşa hitap eden eserler vermişlerdir.

Gayret Kuşağını Kuşanmak Elzemdir

Sohbetlerinde milletimizin, ümmetin tüketen değil üreten sınıfına yükselmesi gerekliliğine temas ederlerdi. “Küresel zamanın aklı, vicdanı ve ufku olmalıyız. Çünkü ‘Peygamber bizim üzerimizde şahit, biz de insanlar üzerinde şahidiz.’ Kültürün siyasetin ve yaşama biçimlerinin tüketicisi olmamalıyız. Şahsiyet sahibi insanlar olmalıyız. İnsan kapasitesini yükseltmeliyiz. Bunun yolu da dinimizi, kendimizi ve hayatı ciddiye almaktan geçer. Tasavvuf, dinin sadece manevi hayatta değil, bunun yanında ferdi, beşeri ve sosyal hayatta da tezahür etmesidir.” buyurarak gayrete teşvik etmiş, ataleti tasvip etmemişlerdir. Yine sık sık “Bir işin yüzde ellisi çaba yüzde ellisi dua.” der maddi manevi çalışarak neticenin alınabileceğine işaret ederlerdi. Sohbetlerinde müslümanların başlıca vazifelerini şöyle ifade ettiklerini görüyoruz:

  1. Küfür ehlini imana davet

  2. İman ehlini ibadete davet

  3. İbadet ehlini ihlasa ve aşka davet

Geleceğe Örnek Bırakmak: Geleceğin İşçisi Olmak

Halka nasihatte ilmin faziletine sık sık temas ederler, hem dünyevi hem uhrevi iki dünyayı da ihya edecek çift kanatlı bir eğitimi tavsiye ederlerdi. Eğitimle ilgili “Yeni buluşlara çaba sarf etmeliyiz. El elden üstündür sözünü kendimiz için söyletmeliyiz. Üstün zekalı yeni buluşlara malik gençlerimizin kıymetini bilmeli, ellerinden tutmalı, her türlü imkanı kendilerine tanımalıyız. Yeryüzünde bin sene önderlik yapmış Müslüman Türk Milleti böyle mi olmalı? Sade geçmişinle övünmek değil, övünülecek şeyler yaparak geleceğe örnek bırakmak hayır ile yad edilmek gerekir’’ buyururlardı.

Eğitimde Örnek Bir Metod: Kitap Sofrası

Yine eğitimde ilk halka aile yuvasıdır. Nasihat edilmesi, ayrıca kitap okumaya ağırlık verilmesi halkın eğitiminde son derece önemlidir. “Nasihat insanın imanına güç, ameline kuvvet, ahlakına kemal lutf eder. Müslüman bildiğinin alimi bilmediğinin talibidir. Bildiği ile amel eder, din kardeşlerine nasihatte bulunur. İyiliği emreder, kötülükten sakındırır. Bilmediğini ise gider ehlinden öğrenir. Müslüman her gün biraz daha ilmini amelini artırmak için bol bol okur. Onun evinde okuma saati vardır. Sofra başında toplandığı gibi kitap okuma sofrasına da toplanıp okur; okutur.’’ Buyururlardı.

 Tarikat Terbiyesi İçinde Farklı Bir Yorum  

Tasavvufi terbiyede bir lokma bir hırka ile yetinmeye dair riyazatı ifade eden bir tanım mevcuttur. Bu tanımın günümüz şartlarında uygulanması zordur. Üstaz ‘’Tasavvuf tabii ki belli bir disiplin içinde insanı eğitiyor. Bir lokma bir hırka sufinin dünyaya değer vermezliğini sembolize eden güzel bir deyiştir. Tasavvuf en başta kanaatkar olmayı, başkalarıyla paylaşmayı ve Kur’an’ın işaret ettiği ‘’tekasürle’’ uğraşmaktan masivadan uzakta kalmayı öğütlemektedir. Kişinin en önemli ilgisi Allah Teala (c.c) ile olacak ama Allahla  (c.c) beraber olurken halkın içinde yaşayacak ve gündelik sorumluluklarını yerine getirmeye çalışacaktır’’ demiş, yine ‘’Devir uzlet devri değil hizmet devri’’ buyurarak toplum içinde hizmetin öne çıktığını, buna ihtiyacın büyük olduğunu, terbiye metodu olarak hizmetin çok önemli bir noktada yer aldığını ifade etmişlerdir.

Hasan Burkay (k.s) hazretleri, hayatın insanca yaşanmasının İslamca yaşanmasında olduğunu beliğ ve fasih bir üslupla her aklın anlayacağı şekilde ifade etmişlerdir. Tebliğde müşfik, şefkatli bir o kadar da heybet ve vakar sahibi duruşu ile sevenlerinin gönüllerine taht kurmuş, milletin ümmetin derdiyle dertlenmiş; pek çok derde çözümler üretmiş bereketli bir ömür sürmüştür. O’nun ayak izini yol tutanlar, tekasür ve malayaniden sakınarak, tebliğde, söz söylemede, her halde, yaşam biçiminde Üstazın ardında bıraktığı eserleri kendine rehber edinmeli yapılması gereken hizmet ve işlerde üstün gayret göstermelidir. Cenab-ı Hak özde sözde davranışda birliği sağlamayı her birerlerimize lutfetsin.

ama zarif bir yazı tipidir. Bu yüzden mobil cihazlar için idealdir. 

Aslı Erdul / Ocak 2018

Kalpler Dirilten Üslup

'Farkta ol, farkında ol'